Anji Play’in Tarihsel Süreci
Anji Play, Çin’in Zhejiang Eyaleti’ne bağlı Anji County’deki kamu erken çocukluk eğitim programları için Cheng Xueqin tarafından geliştirilen kapsamlı bir eğitim yaklaşımı ve programıdır. Son yıllarda bu yaklaşım; felsefesi, uygulama modeli ve materyalleriyle Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Afrika’da yürütülen pilot ve örnek uygulamaların odağı haline gelmiştir.
Anji Play programı ve oyun materyalleri Zhejiang Eyaleti genelinde yaygınlaştırılmış, böylece milyonlarca çocuğun bu yaklaşımla tanışmasının yolu açılmıştır. Günümüzde Anji Play, Çin’in 34 eyalet ve idari bölgesindeki kamu erken çocukluk kurumlarında uygulanmakta ve erken çocukluk eğitimine erişimi yaygınlaştırmaya yönelik çalışmaların önemli bir parçası olarak görülmektedir.
Anji County’de 3–6 yaş aralığındaki yaklaşık 14.000 çocuk, kendi başlattıkları ve yönettikleri oyun süreçlerine dayanan oldukça zengin bir eğitim deneyimi yaşamaktadır. Çocuklar merdivenler ve tahtalarla köprüler kurar, variller üzerinde dengede yürür, tuğla, ip ve ahşap malzemelerle kendi oyun ortamlarını inşa ederler. Her gün oyunlarının video kayıtlarını izler, keşiflerini ve fikirlerini arkadaşlarıyla paylaşır, çizimler yapar, planlar oluşturur ve sembolik ifade biçimleri geliştirirler.
Anji, Şanghay’a yaklaşık üç saat uzaklıkta, doğasıyla bilinen kırsal bir bölgedir. Geçmişte beyaz çayı, bambu ürünleri ve kültürel mirasıyla tanınan bu yer, bugün erken çocukluk eğitiminde yenilikçi uygulamaların doğduğu bir merkez olarak anılmaktadır.
Bölgede 130 kamu anaokulu ve köy eğitim merkezi bulunmaktadır. Uzun yıllar boyunca bu okullarda uygulanan erken çocukluk eğitimi anlayışı, birçok geleneksel sistemde olduğu gibi çocukların günün büyük bölümünü sıralarında oturarak geçirdiği bir yapıya dayanıyordu. Ancak bu okulların sorumluluğunu üstlenen Cheng Xueqin, zamanla bu durumu değiştiren bir dönüşüm başlattı.
1989 yılında Çin’in Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni kabul etmesiyle birlikte, çocukların dinlenme, oyun oynama ve kültürel yaşama katılma hakları resmî olarak tanındı. 1996 yılında yayımlanan Okul Öncesi Eğitim Standartları ise oyunu, tüm eğitim süreçlerinin temel bir bileşeni olarak tanımladı. Bu gelişmeler Cheng Xueqin’in çocukluk ve öğrenmeye dair düşünceleriyle güçlü bir şekilde örtüştü ve sorumlu olduğu okullarda oyunu yeniden düşünme sürecini başlattı.
Başlangıçta sınıflarda oyun olsa da Cheng, çocukların gerçek anlamda bu oyunlardan keyif almadığını fark etti. Gördüğü şey, onun tanımıyla “sahte bir neşe”ydi ve bu oyunlar gerçek oyun olamazdı. Oyun, yetişkinlerin belirlediği hedeflere hizmet edecek şekilde yönlendiriliyor ve bu süreçte çocukların merakları ve keşif duyguları bastırılıyordu.
Bu durumun nedenlerini anlamaya çalışan Cheng, kendine ve öğretmenlerine şu soruyu sordu: “Çocukluğunuza dair unutamadığınız oyun anılarınız nelerdi?” Öğretmenlerin çocukluk dönemlerine ait oyun anıları değerlendirildiğinde; bu deneyimlerin genellikle risk barındıran, çocukların kendi inisiyatifleriyle başlattıkları, zaman sınırlaması olmayan, tırmanma, atlama ve yuvarlanma gibi fiziksel hareketlerin yer aldığı, açık havada ve büyük ölçekli materyallerle gerçekleştirilen oyunlar olduğu görüldü. Bu farkındalık, yaklaşımın yönünü değiştirdi.
Cheng, sınıflara büyük, açık uçlu ve yapılandırılmamış malzemeler getirmeye başladı. Öğretmenlerinden geri çekilmelerini, müdahale etmek yerine gözlem yapmalarını istedi. Aylar yıllara dönüştükçe materyaller, ortamlar ve gözlem–yansıtma süreçleri gelişti. Cheng’in en önemli gözlemlerinden biri şuydu: Çocuklar “Gerçek Oyun” içinde olduklarında kendi belirledikleri amaç doğrultusunda hareket ederler. Başlangıçta sadece eğlenmek isterler; ancak zaman ve özgürlük verildiğinde bu oyunlar son derece karmaşık yapılara dönüşür.
Örneğin kısa süreli bir oyun zamanında çocuklar sadece tırmanabilir. Ancak daha uzun süre ve çeşitli malzemeler sunulduğunda, kurallar koyar, yapılar inşa eder, riskleri yönetir, çatışmaları çözer ve düzen kurarlar. Oyun derinleştikçe odaklanma, iş birliği ve problem çözme de artar. Bu nedenle Anji Play’de zaman çok önemli bir unsurdur. Başlangıçta bir saat olan açık alan oyun süresi zamanla iki saate çıkarılmıştır; çünkü süre arttıkça oyunun karmaşıklığı ve öğrenme derinliği de artmaktadır.
Cheng, öğretmenlerin her çocuk için ayrı ayrı gelişim düzeyine uygun etkinlik planlamaya çalışırken yaşadığı zorlukları da fark etti. Bunun yerine, çocuklara açık uçlu materyaller ve özgür oyun ortamı sunulduğunda, her çocuğun kendini doğal olarak kendi gelişim düzeyine uygun şekilde zorladığını gözlemledi. Böylece öğretmenin sürekli ölçen ve yönlendiren rolü yerine; gözlemleyen, anlayan ve destekleyen rolü güçlenmeye başladı.
Bu süreçte öğretmen–çocuk ilişkisi de değişti. Zaman içinde öğretmen ile çocuk arasında karşılıklı güvene dayalı bir ilişki oluştu. Çocuğun kapasitesini fark eden ve onu daha yakından tanıyan öğretmen, süreci daha iyi anlamaya başladı. Bu güven temelli ilişki, çocukların duygusal, sosyal ve bilişsel gelişimini destekleyen güçlü bir öğrenme zemini oluşturdu.”
Anji Play’de öğretmenin rolü önemlidir, ancak geleneksel anlamda yönlendirici değildir. Öğretmenler oyun sırasında gözlemler, sürecin bir parçası olur, ancak oyunu belirli hedeflere yönlendirmez. Çocukların kendi çatışmalarını çözmelerine, risklerini yönetmelerine ve kurallarını oluşturmalarına fırsat verirler.
Başlangıçta aileler bu yaklaşıma karşı oldukça temkinliydi. Oyunun zaman kaybı olduğunu, çocukların kirlenmesinden ve risk almasının tehlikeli olabileceğinden endişe ediyorlardı. Tepkiler, şikâyetler ve itirazlar oldu. Bunun üzerine Cheng, ulusal okul öncesi eğitim standartlarını tüm ailelere ulaştırdı ve onları okullara davet ederek çocuklarını oyun sırasında gözlemlemelerini istedi. Kısa sürede aileler, çocuklarının ne kadar cesur, yaratıcı ve iş birliğine açık olduğunu kendi gözleriyle gördü. Bu deneyim, birçok ailenin yaklaşımı benimsemesini sağladı ve zamanla aileler de sürecin aktif destekçileri haline geldi.
Yıllar içinde Çin’in dört bir yanından binlerce eğitimci ve yönetici Anji’yi ziyaret ederek bu yaklaşımı yerinde gözlemlemiştir. İlkokul öğretmenleri ise Anji Play deneyimiyle gelen çocukların öğrenme sürecine daha istekli katıldıklarını; somut yaşantılara dayalı deneyimleri sayesinde kavramları daha kolay anlamlandırdıklarını ve iş birliği, yaratıcılık ile öz düzenleme becerilerinin daha güçlü olduğunu belirtmiştir.
Bugün Anji Play, çocuklara duyulan derin güvene dayanan bir yaklaşım olarak tanımlanmaktadır. Temelinde sevgi, risk, neşe, katılım ve yansıtma vardır. Bu yaklaşım belirli bir kültüre ya da teoriye özgü değil; çocuğun doğasına dayanan evrensel ve güçlü bir anlayışı temsil eder.
Erken çocukluk eğitiminin geleceğini düşündüğümüzde şu soru her geçen gün önem kazanıyor: Sadece bilgi yüklenen bireyler mi yetiştirmek istiyoruz, yoksa merak eden, sorgulayan, düşünen, iş birliği geliştiren ve yaşamla güçlü bağlar kuran bireyler mi?
Anji Play, bu soruya verilen güçlü ve umut verici bir yanıttır.
